İÇİMDE ÇATIŞAN İKİ SES

İnsanlar bilinen tüm kişilik özelliklerini bünyelerinde taşıma potansiyeliyle dünyaya gelirler. Ancak zamanla aile, öğretmen, arkadaş gibi toplumsal çevrelerin onayladığı bazı özellikleri ön plana çıkartırken, kabul görmeyen özellikleri sahiplenmemeyi öğrenirler. Başka bir deyişle, birey kendine yakıştırmadığı, olumsuz, zararlı veya tehlikeli bulduğu bazı özellikleri kendine yabancılaştırabilir ve bunları fark etmeme, inkâr etme veya başkalarına yansıtma yoluna gidebilir. Bu durum kişilik özelliklerinin kutuplaşması olarak bilinir.

Bireyin beğenmeyip kendine yabancılaştırdığı özelliklerini kullanamaması onun, çevresel koşullara uygun olarak ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamasını engeller. Çünkü kendi ihtiyaçlarını reddederek her zaman için çevrenin uygun gördüklerini ön plânda tutması onun diğer insanlar tarafından onay görmesini sağlasa da kendi ihtiyaçlarının geri plana itilmesiyle sonuçlanır. Bu durum bireyin içsel çatışmalar yaşamasına yol açar ve yaşamından tat almasının önüne geçer.

Bazen insanlar belli bir özelliğe ait kutuplardan birine takılıp kalabilirler. Bunun nedeni, belli bir kendilik imajına saplanıp kalmak ve kişiliğin bu imaja uymayan diğer yönlerini sahiplenmemektir. Örneğin, katı bir şekilde “kibar” olması gerektiğine inanan biri, “kaba” olarak değerlendirdiği diğer tüm özelikleri reddedebilir ve kibar olmak uğruna kimseye “hayır” dememeye başlayabilir. Dünyaya böyle tek bir kutuptan bakan biri değişik koşulların gerekliliklerine göre tepki verebileceği farklı seçenekleri göremez. Kim olduğunu reddedip enerjisini gerçekte olmadığı başka biri olmaya harcar. Bu da onun kendisiyle ve çevresiyle iyi temaslar kurmasını engelleyerek hayatını tam anlamıyla yaşayamamasına yol açar.

Kendiliğin bazı kısımlarının görmezden gelinmesi veya sahiplenilmemesi içsel çatışmaların yaşanmasına neden olur. Kişiliğin farkında olunan baskın tarafı ile reddedilip geri plana itilen tarafı arasında yaşanan bu çatışma, bireyin enerjisinin boşa harcanması anlamına gelir. Çünkü reddedilen kutbu farkındalığın dışında tutmak için ne kadar enerji harcanırsa harcansın, sahiplenilmeyen bu özellik, görünüşte kazanmış olan kutbu bir şekilde sabote eder ve beklenmedik yollarla açığa çıkar. Yani, kendimize yakıştıramadığımız ve reddettiğimiz özelliklerimiz hiçbir zaman yok olmaz ve bilinçaltımızda örtük bir şekilde varlığını sürdürür. Saklı tuttuğumuz bu tür özelliklerimizi açığa çıkarmaktan kaçındığımız için bu taraflarımızı kullanıp geliştirme olanağından da yoksun kalmış oluruz. Bu nedenle, reddedip geliştirmediğimiz bu taraflarımız ilkel bir düzeyde kalır ve uygun olmayan durumlarda, uygun olmayan biçimlerde açığa çıkma tehlikesi taşır. Örneğin, her zaman için öfkesini baskı altından tutması gerektiğini öğrenen birisi öfkelenen tarafının hiçbir zaman açığa çıkıp gelişmesine izin vermediği için hangi durumlarda, kimlere karşı ve ne miktarda öfke ifadesinde bulunacağını öğrenemeyip günün birinde abartılı bir öfke patlamasıyla kendisine veya çevresindekilere zarar verebilir.

Bireyin o anki ihtiyaçlarına ve çevresel koşullara uygun olarak, herhangi bir kişilik özelliğinin farklı iki kutbundan birini seçebilme özgürlüğüne sahip olması için, her iki tarafını da çok iyi tanıyor ve kullanabiliyor olması gerekir. Belli bir kutupta yer alan özelliğini tanımayan ve o özelliğe göre davranmayı bilmeyen birisi, gerektiğinde söz konusu özelliğini etkili bir şekilde devreye sokamaz. Örneğin, boyun eğici olmayı kendisine yakıştırmadığı için reddeden bir bireyin bu özelliği gelişmeden kalır. Bunun sonucunda, bireyin patronu gibi bir otorite figürü karşısında boyun eğmesini gerektiren bir durum olduğunda bunun nasıl yapılacağını bilmemesi, patronuna isyan ederek işten kovulmasına ya da gerekli gereksiz her şeye boyun eğerek ezilmesine neden olabilir. Bazen de birey, bir kişilik boyutu üzerindeki iki kutup arasında denge sağlayamadığı için devamlı olarak bir kutuptan diğerine keskin geçişler yapabilir. Örneğin para harcamak ve tutumlu olmak arasında ılımlı geçişler yapamadığı için bir dönem aşırı savurgan davranırken, bir dönem hiç para harcamamaya yönelebilir.

Eğer birey kişiliğinin tüm yönlerine kulak verebilirse, bu yönleri oluşturan özelliklerin hepsini kendi bütünlüğüne dâhil edebilir. Böylece reddettiği tarafları üzerinde baskılayıcı yöntemler kullanmasına da gerek kalmaz. Gerek gördüğü durumlarda her iki kutuptan birine göre davranmayı seçebilme özgürlüğünün farkına varan birey, enerjisini bu kutuplardan birini bastırmaya harcamak zorunda kalmaz. Dolayısıyla terapi sürecinde bireyin tüm kutuplarını fark edip kişiliğin içinde bütünleştirmesi ve kullanılabilir hale getirmesi amaçlanır.

Yardım almak veya yorumlarınızı paylaşmak için benimle iletişime geçebilirsiniz


Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Türk Psikologları Derneği Ankara Üniversitesi Avita Gestalt Terapi Derneği Leap Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları

Dr. Gökce Gürdil Birinci | Klinik Psikolog | Anka Danışmanlık